10 Şubat 2015 Salı

Nasıl daha iyi sevgili olunur ulan?


1.Bütün başarıları sevgilinize, tüm başarısızlıklarınızı kendinize atfedin.

2.Sevgiliniz insanın doğası hakkında itiraz kabul etmez tarzda ahkam keserken, huşu içerisinde gözlerinin içerisine bakın.

3.Sürekli olarak sevgilinizin söyledikleri ile Freud’un söyledikleri öğretileri birbirine katın.

4.Eski sevgilinizin hoşgörüsüz ve yargılayıcı tavırlarından şikayet edin.

5.Daha hızlı ilerleme gösteremediğiniz için sevgilinizden bol bol özür dileyin.

6.Arada sırada elinize yüklü miktarda para geçeceğini söyleyin.

7.Çok nadir anlarda kısa bir sessizlikten sonra sevgilinize, “Benim ne hissettiğim seni gerçekten ilgilendiriyor mu?” diye sorun.

8.Sevgilinize onun sayesinde nobel ödülü kazanacağınızı söyleyin.

9.İlişkinizin 50 yıl sürse bile onu sevmeye gönüllü olduğunuzu söyleyin.

10.Sevgilinize asla “bir kere de benim bilmediğim bir şey söyle” demeyin.












Not: Bütün bunları zaten sağlamayı başardıysanız iyi bir psikoterapi ihtiyacınız yoktur, devam edebilirsiniz.

31 Ocak 2015 Cumartesi

Bedenin Statüsü


Yoldan geri çevrilmiş her insan [beden], en az bir kıyamet imkanını barındırır.

Başka bir söylemle yaşama deyişinde temel bir ikircim vardır. Yaşam, kendi başına bırakıldığında estetik bir etkinlik barındırır. Ancak devamında -bundan asırlar önce bir kitap kapağının içinde okura seslenildiği gibi- eğer yeterince beklersen;
"yola çıkmak yerine, o yolun bedeninin içerisinden geçeceğine olan inancın” alır. Sonuçlar beklendiği gibidir. Yani hayat, "istifade edemediğimiz bir ölme özgürlüğüdür." Özünde özgür olamama hali, bir yokluk duygusu ile belirir. Aynı tao’nun yarattığı boş kase imgesi gibi. Hatta çakılıp kalmış Sümerli tanrıçaların ıslanmayı bekleyen vulvaları gibi. Irmaklardan gelecek suyu beklersiniz, ancak toprak hep kurudur.
İçeridekileri çok hareket ettirme; o kutsaldır!
Muhtemel kişi, muhtemel tüm gün boyunca Hegel’e hiç bulaşmadan “ötekinin arzusunu arzular.”  İşte sayısız arzuyu parçalayan esas arzuda budur. Ancak arzunun mantıksal bir ilerlemeyle ölüme gidip orada durmadığını, perde kapanmadan önce yokluğa gitmeye çalıştığını görmemiz engellenmiştir.  Tüm olanları fark ettiğiniz anda, uykunuzda seviştiğiniz şeytanı ruhunuzdan çıkararak terk etmiş ve pastoral bir polisiye öyküsünde yer alan ajanın, yaşamını sürdürmek için cinayet işlemeye devam etmesi gibi bir metafora kapılmışsınızdır. Aslında cinayet hiç işlenmeyecek, arzunun ontolojik ufkuna teğet geçen zalim bir saldırganlık hissiyle, geçmesini beklediğiniz yolun kenarında arka sırada beklemeye devam edeceksiniz.

Bedenin reddedilmesi, en soylu unsurları ortaya çıkaran ritim duygusudur!

Kant, uzun zaman önce Freud’un kapattığı alana girme cesaretini gösterirken, önemli bir eksikliği ortaya koymuştu. Eğer bilinçdışı dil ve düşünceyi etkileyen bir kuvvet alanı şeklinde hareket ediyorsa, o zaman şey, temsili bir “kendinde şey” olamazdı. Bu etki ancak bastırılmış fantezi ve anıların üst katmanlarında görülebilirdi.
Yolun kendinden geçmesini beklediğin bu fantezinin arzusu ya da yolcusu, -kuzeyde bir ülkede uzunca bir süre tanık olduğum üzere- aslında varlıkla ilişkili değildir.  Halen amniyotik bir sıvı plazmasının içerisinde içe dönük bir çalışma geliştirmemiz lazım. Ve derin bir unutma hali.
Asıl unutulmaması gereken; “kişi hiçbir şekilde bilmediğinde, netleşir ve açığa çıkar.”  
Açığa çıkmak ise hem örtük, hem de belirtik bir mantık taşır.
Sonunda ve yavaş yavaş bedenimiz dirilmiş bir bedendir, çünkü kaynağını bir kez daha görmüştür. Hatta beden, en az arzu kadar zamansallaştırıcıdır.
Neyi iletmişti Yuhanna?
“başlangıçta Tanrı vardı, ve söz Tanrı ile birlikteydi, ve söz Tanrı’ydı. Onda yaşam vardı, ve yaşam insanın karanlıkta parlayan ışığıydı, ve karanlık onu yenemedi.”
İnsan, en az Tanrı’sı kadar, kendi BEDENİNE ulaşmak için aynı sözleri söyleme hakkına sahiptir. Kendini kendi ile ilişkilendirmek ve kendisi olmayı isteme yoluyla “kendi” saydam benliğine ulaşabilir. En büyük paradoks olarak insan bedeni, her zaman bir yol öyküsü, bir sıçramadır.
“Şu şudur, bu değildir” in aydınlanması, Beden'in ve ondan geçecek olan Yol’un, kusurlu olmasının nedenidir."

Sabit bir bakış açısı seçin





12 Ekim 2014 Pazar

Kassel Jaeger – Toxic Cosmopolitanism

 
Şiirle müziğin boşanması,
 ilk olarak basılı sayfalarda kendisini gösterdi.
 
Eğer kişi armoni ve tınlayan karşıtlık olanaklarını feda ederse, ölçünün ketlemelerinden kurtulmuş melodi yaratma olanağı kazanır.
 
Nüansın tadına varmak için, konuşmanın ağırlaşması gerekir.
Uçsuz bucaksız ve kavissiz bir dize düşünün.
Çoğunlukla yeterli olacaktır...
 

3 Ağustos 2014 Pazar

İronik Bir Lütuf

 
Nasıl ki narin bir kap tam doldurulamaz daima
İnsan da yalnız ara sıra dayanabilir ilahi tamlığa.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

İnsan, Çok Fazla İnsandır


Sadakat, kendi kendine uygulanan bir terördür.

Bugün kaygan zeminde DİRENME suretiyle kendine “yeniden bir beden kazandırmaya çalışan” kimliklerimiz ile karşı karşıyayız. Bu oluşan yeni kimlik;

“Bir gökkuşağı döküldü pencereme, heyecanlandım”

kafasıyla başta kapitalist kültürün zırhına, onu koruyan ve akılcılaştıran egosuna saldıran ve onun iç ile dış, özel ile kamusal, ben ile öteki arasındaki katı ayrımları çözülmeye uğratan, kahkaha atan, sıçan hatta otuz bir çeken bedenin aydınlanmış olumlanmasıdır.

Savunulan tek yönlü bedensel anarşizm kültünün mitsel modeli, yergi dolu gürültülü kahkahasıyla devlete ve cemaate meydan okuyan ve animalist bir hayatta kalma felsefesi ve mutlu bir reddediş içinde yaşayan, şehrin duvarları içerisinde toplum dışı bir pleb hayatı süren, Yunanlı kinik Diogenes’tir. Yada aynı Ferlinghetti modeli ile dünya ormanının derinliklerinde kendini teslim edecek bir delik arayan, bulduğu selüloit bir cep tarağını, dünyayı taradığı bir sabana dönüştüren ilk yüz yani ana karakter olarak kendisidir. 

Bugün sokulası bianel mottoları altında oluşturduğumuz hiç-kimselik kültü, içerisinde koskoca bir tabu ve korkunun altında, uzunca bir süre kalmış gölge bedenler haline dönüşmüştür. Bir özne olarak kişi kendine ettiği ihanetin, kendi oluşturduğu hakikatin düşmanı olduğunu fark etmiş ve bu sefer TERSİNE ÖZNE şeklinde kendini seçerek şekillenmeye başlamıştır.

Tutsaklık korkusu özgürleşme umudu kadar aldatıcı görülebilir. Ancak ilkinin aslında ikili bir tersine çevrilmesinden, ihtiyaç duyulası milenarist ruh yeniden doğmuş ve beden en az duyular kadar uyanış projesine dahil edilmiştir.

Sadakate geri dönmek gerekirse, bu bir imgenin çökmesinin ardından, yeknesaklığın en önemli destekleyicisi olan “Devam et” düsturunu sınamaya devam eder.  Yolunu kaybettiğin zaman yada kavram ve ortam bulanıklaştığında bir hatayı adlandırılmış gördüğünde bile devam et. Çünkü biliriz ki; taklitlerin varlığı, krizlerin billurlaşmasında güçlü bir etkendir.

Hakikat süreci bedende içkin bir kopuşa tekabül eder. Kısa  bir gecenin notlarında farkına varılması gereken sonucu ister siyaset ister aşk olarak yorumsayın;

kendimizdeki özne-oluşa ihanet, oluşturduğumuz hakikatin düşmanıdır.

Sonuç olarak unutulmaması gereken; öznenin parçalanması, itaat ölçüsündedir. Robert Creeley’in American Field Service için muhtemelen Hindistan’a giderken not düştüğü gibi:

“Her karmaşıklığı yok et,

İçindeki aklın her burkulması,

Her sıkılan yumruk…”

.............

Yeniden sadakat dedin de, atomik kurama göre erkesini boşaltmaya çabalayan her atom gücünü yaymaya çalışır. Ve fiziksel yasa dediğimiz şeyler iki yada daha çok kuvvet arasında güç ilişkilerini temsil eder. Birleşmeyi kabul etmek, fiziksel yasaları kabul etmek demektir.
 
"Seni sınıflıyorum,
sırf denetleyebilmek için."

11 Temmuz 2014 Cuma

Crescendo'lar


Aşk-ın metafiziğine mutluluğun kökeni bakımından bakıldığında, ortaya bırakılan nomos tortusu sizi ona her baktığınızda geri yansımadığınız kara bir aynanın üzerine düşen ilkel gölgenize benzer.

Zaman, Zenon'a taş çıkartırcasına başa dönmüştür. Islak bir mizah olgusu ile sarmalanmış lahza havuzunda kurtulmuş iç çamaşırlarının gıdıklayıcı naifliği ile sükutu hayale uğramıştır. 

Huzur evi akşamının karanlığı, boşalmaya başlayan gotik katedrallere benzer. Yay hareketini gördükten 1/4 zaman sonra armonik doku, çelik üzerinde bıraktığınız muz ve çikolata parçaları ile aklınızı çelecektir...

Fiziksel Olarak Ne Kadar Büyük?



22 Haziran 2014 Pazar

Yidiş Yankı

 
Bir yandan yapay bir medeniyetin mefhumu insan olanın ölçüsü olarak alınıyor, öte yandan da yaşamın insandışı ve yasaüstü alanında yaşayıp ölen bir "insan olamayan insanlar, hayaletsi insanlar, insan olarak varlığını yitirenler" sahası sürdürülüp korunuyor.
 
Kendi kendine gönderme yapan egemenlik, hukuk için meşrulaştırıcı bir zemin sağlar ama tamda bu nedenle meşruiyetin altında yattığı söylenen hukuk ile aynı şey değildir. Yönetimsellik hukuku taktik olarak görür ve egemenliğin bir anokronizma olarak yeniden kendini gösterdiği saha haline gelir, çünkü egemenliğinde hukuk içinde bir temeli yoktur.