15 Nisan 2015 Çarşamba

Viva la femme fatale!


Üretilmiş hermafrodit nesne sanayi devrimi öncesine rastlar. 

Vergilius Truva Atı’nı arkerlerin doldurduğu bir döl yatağı, silahlara gebe kalınan ölümcül bir makine olarak tanımlar. 

Athena’nın tanrısal yetisiyle yapılmış olan Truva Atı hermafroditiktir, çünkü ruhu olmayan bir doğurganlığa sahiptir. 

Bedenin kimyevi ve cerrahi manipülasyonu ile üretilen yeni bir cins olan "transseksüel toplum" icadının yol açtığı yasal ve ahlaki sorunlar çözümlenebilir mi bilemiyorum ama elimizden gelen tek şey cinsiyetsiz ruhun bizden uzak durmasını sağlamaktır. 

Viva la femme fatale!


 

 

 

 

 

Katıksız İçkinlik: Havva


Oligarşinin "Peri Masalı" Yasası



Eğer bir peri masalı anlatıcısı değilsen,
kurgu gerçekliğe dayanır,
hayata dair bilgini bir yerlerden sağlamak zorundasın.

Şunu bilmelisin ki,
üzerine yazdığın materyal,
sen onu dönüştürmeden evvelki haliyle alakalı olmalı. [H.S.T]

8 Nisan 2015 Çarşamba

Sizofrenide Sınır Deliliği



Sınırlar, 
duvarlar, 
dışta bırakan, 
içte bırakan ve 
koruyan her şey eşyaların düzenindeki içsel bir birliğin yokluğuna dayanır. 

Şayet bunlar kendiliklerinden bir arada bulunmazsa, dıştan korunmalı ve kendi için doğal olmayan bir birlik haline gelmektedir. 

Eşyalar ilişkilerini kaybetmişlerdir ve mekanda kendi ilişkiselliğini, tıpkı durmaksızın sağlamlaştırma tertibatlarının sadece bir avuç anlamsız binayı korumak zorunda olan fantastik bir şehir haritasını çizen hastada olduğu gibi.

Kullanılabilirlik anlamı mekandan yok olmuştur. 
Ele gelen/elde olanın dünyası.
Heidegger'in söylemek istediği gibi, hasta olanın evveliyetle "mevcut olanın" bir dünyasıdır. (f)

Anomi

 
Toplum bir organizma gibi işler.
Değiştiğinde yeniden denge haline gelme eğilimindedir.
Ancak bu süreç otomatik olarak işlemez.
 
Aktif katılımın yokluğu,
Yaşadığınız hayatın ahlaki faydalarını paylaşamamanıza,
Anomi ve bencillliğin karakterize ettiği bir toplumsal varoluşa neden olabilir.
 
Bu patolojik bir sorundur ve intihar etmek zorunda kalabilirsiniz.
Paylaşın.

10 Şubat 2015 Salı

Nasıl daha iyi sevgili olunur ulan?


1.Bütün başarıları sevgilinize, tüm başarısızlıklarınızı kendinize atfedin.

2.Sevgiliniz insanın doğası hakkında itiraz kabul etmez tarzda ahkam keserken, huşu içerisinde gözlerinin içerisine bakın.

3.Sürekli olarak sevgilinizin söyledikleri ile Freud’un söyledikleri öğretileri birbirine katın.

4.Eski sevgilinizin hoşgörüsüz ve yargılayıcı tavırlarından şikayet edin.

5.Daha hızlı ilerleme gösteremediğiniz için sevgilinizden bol bol özür dileyin.

6.Arada sırada elinize yüklü miktarda para geçeceğini söyleyin.

7.Çok nadir anlarda kısa bir sessizlikten sonra sevgilinize, “Benim ne hissettiğim seni gerçekten ilgilendiriyor mu?” diye sorun.

8.Sevgilinize onun sayesinde nobel ödülü kazanacağınızı söyleyin.

9.İlişkinizin 50 yıl sürse bile onu sevmeye gönüllü olduğunuzu söyleyin.

10.Sevgilinize asla “bir kere de benim bilmediğim bir şey söyle” demeyin.












Not: Bütün bunları zaten sağlamayı başardıysanız iyi bir psikoterapi ihtiyacınız yoktur, devam edebilirsiniz.

31 Ocak 2015 Cumartesi

Bedenin Statüsü


Yoldan geri çevrilmiş her insan [beden], en az bir kıyamet imkanını barındırır.

Başka bir söylemle yaşama deyişinde temel bir ikircim vardır. Yaşam, kendi başına bırakıldığında estetik bir etkinlik barındırır. Ancak devamında -bundan asırlar önce bir kitap kapağının içinde okura seslenildiği gibi- eğer yeterince beklersen;
"yola çıkmak yerine, o yolun bedeninin içerisinden geçeceğine olan inancın” alır. Sonuçlar beklendiği gibidir. Yani hayat, "istifade edemediğimiz bir ölme özgürlüğüdür." Özünde özgür olamama hali, bir yokluk duygusu ile belirir. Aynı tao’nun yarattığı boş kase imgesi gibi. Hatta çakılıp kalmış Sümerli tanrıçaların ıslanmayı bekleyen vulvaları gibi. Irmaklardan gelecek suyu beklersiniz, ancak toprak hep kurudur.
İçeridekileri çok hareket ettirme; o kutsaldır!
Muhtemel kişi, muhtemel tüm gün boyunca Hegel’e hiç bulaşmadan “ötekinin arzusunu arzular.”  İşte sayısız arzuyu parçalayan esas arzuda budur. Ancak arzunun mantıksal bir ilerlemeyle ölüme gidip orada durmadığını, perde kapanmadan önce yokluğa gitmeye çalıştığını görmemiz engellenmiştir.  Tüm olanları fark ettiğiniz anda, uykunuzda seviştiğiniz şeytanı ruhunuzdan çıkararak terk etmiş ve pastoral bir polisiye öyküsünde yer alan ajanın, yaşamını sürdürmek için cinayet işlemeye devam etmesi gibi bir metafora kapılmışsınızdır. Aslında cinayet hiç işlenmeyecek, arzunun ontolojik ufkuna teğet geçen zalim bir saldırganlık hissiyle, geçmesini beklediğiniz yolun kenarında arka sırada beklemeye devam edeceksiniz.

Bedenin reddedilmesi, en soylu unsurları ortaya çıkaran ritim duygusudur!

Kant, uzun zaman önce Freud’un kapattığı alana girme cesaretini gösterirken, önemli bir eksikliği ortaya koymuştu. Eğer bilinçdışı dil ve düşünceyi etkileyen bir kuvvet alanı şeklinde hareket ediyorsa, o zaman şey, temsili bir “kendinde şey” olamazdı. Bu etki ancak bastırılmış fantezi ve anıların üst katmanlarında görülebilirdi.
Yolun kendinden geçmesini beklediğin bu fantezinin arzusu ya da yolcusu, -kuzeyde bir ülkede uzunca bir süre tanık olduğum üzere- aslında varlıkla ilişkili değildir.  Halen amniyotik bir sıvı plazmasının içerisinde içe dönük bir çalışma geliştirmemiz lazım. Ve derin bir unutma hali.
Asıl unutulmaması gereken; “kişi hiçbir şekilde bilmediğinde, netleşir ve açığa çıkar.”  
Açığa çıkmak ise hem örtük, hem de belirtik bir mantık taşır.
Sonunda ve yavaş yavaş bedenimiz dirilmiş bir bedendir, çünkü kaynağını bir kez daha görmüştür. Hatta beden, en az arzu kadar zamansallaştırıcıdır.
Neyi iletmişti Yuhanna?
“başlangıçta Tanrı vardı, ve söz Tanrı ile birlikteydi, ve söz Tanrı’ydı. Onda yaşam vardı, ve yaşam insanın karanlıkta parlayan ışığıydı, ve karanlık onu yenemedi.”
İnsan, en az Tanrı’sı kadar, kendi BEDENİNE ulaşmak için aynı sözleri söyleme hakkına sahiptir. Kendini kendi ile ilişkilendirmek ve kendisi olmayı isteme yoluyla “kendi” saydam benliğine ulaşabilir. En büyük paradoks olarak insan bedeni, her zaman bir yol öyküsü, bir sıçramadır.
“Şu şudur, bu değildir” in aydınlanması, Beden'in ve ondan geçecek olan Yol’un, kusurlu olmasının nedenidir."

Sabit bir bakış açısı seçin





12 Ekim 2014 Pazar

Kassel Jaeger – Toxic Cosmopolitanism

 
Şiirle müziğin boşanması,
 ilk olarak basılı sayfalarda kendisini gösterdi.
 
Eğer kişi armoni ve tınlayan karşıtlık olanaklarını feda ederse, ölçünün ketlemelerinden kurtulmuş melodi yaratma olanağı kazanır.
 
Nüansın tadına varmak için, konuşmanın ağırlaşması gerekir.
Uçsuz bucaksız ve kavissiz bir dize düşünün.
Çoğunlukla yeterli olacaktır...
 

3 Ağustos 2014 Pazar

İronik Bir Lütuf

 
Nasıl ki narin bir kap tam doldurulamaz daima
İnsan da yalnız ara sıra dayanabilir ilahi tamlığa.